Logo

ULUSLARARASI MAL SATIMINA İLİŞKİN SÖZLEŞMELER HAKKINDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ANTLAŞMASI (CISG) KAPSAMINDA YORUM VE BOŞLUK DOLDURMA

03.03.2026Makale

Ana Sayfa > Blog > ULUSLARARASI MAL SATIMINA İLİŞKİN SÖZLEŞMELER HAKKINDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ANTLAŞMASI (CISG) KAPSAMINDA YORUM VE BOŞLUK DOLDURMA

GİRİŞ

Günümüz dünyasında uluslararası ticaretin yaygınlaşmasıyla farklı hukuk düzenlerine tabi taraflar arasında bir çok uyuşmazlık ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir. Uluslararası ticaretin dinamik yapısı, iş dünyası aktörlerini çeşitli ülkelerde faaliyet göstermeye ve bu ülkelerle ticari ilişkiler kurmaya yöneltmiştir. Ancak, bu ilişkilerde kullanılan satım sözleşmelerinin hukuki boyutu, ulusal hukuk sistemlerinin çeşitliliği nedeniyle karmaşık hale gelmiştir. İşte tam da bu noktada, uluslararası ticarette standartları belirlemek ve farklı hukuk sistemlerinin uyumlu bir biçimde çalışmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods, CISG) devreye girmiştir. Söz konusu antlaşma, farklı hukuk sistemlerinden gelen işbirliği gereksinimini karşılamayı amaçlamıştır. Bu kapsamda birçok hukuk düzenine ait unsurları birleştirmeyi hedeflenmiş ve bu doğrultuda Kasım 2023 itibarıyla UNCITRAL 97 devletin CISG'ı kabul ettiğini bildirmektedir.

Türkiye gibi birçok ülke, CISG'nin uygulanmasına yönelik adımlar atmış ve bu anlaşmayı yerel mevzuatlarına dahil etmiştir. Ancak, CISG'in işleyişi ve sözleşmelerin yorumlanması konusundaki belirsizlikler, ulusal mahkemelerin içe dönük bir tutum benimsemesine ve yerel hukuk kurallarını CISG'in boşluklarını doldurmak için geniş bir şekilde kullanmasına neden olmaktadır. Bu durum, CISG'in etkin uygulanmasını ve uluslararası ticaretin tabi olduğu kuralların yeknasaklaştırma hedefini tehlikeye atabilmektedir.

Bu makalenin amacı CISG m. 7 hükmü kapsamında sözleşmelerin yorumlanması ve boşluk doldurma, CISG m. 8 hükmü kapsamında ise tarafların irade açıklamaları ve davranışlarının yorumlanması sürecini ele alarak, uluslararası satım sözleşmeleri üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Ayrıca, CISG'in ulusal hukuk sistemleriyle nasıl bir etkileşim içinde olduğunu ve uluslararası ticaretin tutarlılığını sağlama çabalarını inceleyerek, bu alandaki önemli tartışma konularına ışık tutmayı hedeflemektedir.

MİLLETLERARASI MAL SATIMINA İLİŞKİN SÖZLEŞMELER HAKKINDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ANTLAŞMASI (CISG)

CISG, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde başlayan çeşitli çalışmaların nihai meyvesidir. Bu sözleşme, milletlerarası ticaret hukukunun geniş bir perspektifte birleştirilmesine ve özellikle milletlerarası satım hukukunun standartlaştırılmasına yönelik kapsamlı bir çabanın ürünüdür. Birleşmiş Milletler Milletlerarası Ticaret Komisyonu (UNCITRAL), CISG'in oluşturulmasında öncü bir rol oynamıştır. 11 Nisan 1980 tarihinde kabul edilen CISG, 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türk Hukuku'nun bir unsuru haline gelen bu Antlaşma, Türk hâkiminin doğrudan uygulanabilir olduğu koşullar sağlandığında, devletlerin özel hukuk kurallarına bakılmaksızın Antlaşma'yı uygulamasını gerektirmektedir (CISG m. 1/I.a). Bu bağlamda, Antlaşma'nın Türk Borçlar Kanunu'na kıyasla satım sözleşmelerinde farklı hükümler içerdiği göz önüne alındığında, özellikle bu farklılıkların detaylı bir şekilde incelenmesi ve anlaşılması oldukça önemlidir.

CISG KAPSAMINDA YORUM

Anlaşmanın genel hükümlerini kapsayan birinci kısım ikinci bölümünde, CISG m. 7 antlaşmanın yorumlanmasını ele almaktadır. İlgili hüküm, sadece sözleşmenin oluşturulması aşamasında değil, aynı zamanda anlaşmanın kapsamına giren ilişkilere doğrudan uygulanabilmektedir. Bunun yanısıra CISG m. 8, taraf beyan ve diğer davranışlarının nasıl yorumlanacağını hükme bağlamakatdır. İlkin CISG m. 7 ve içerdiği temel ilkeler ele alınacak olup daha sonrasında ise tarafların irade beyanlarının ve davranışlarının yorumu incelenecektir.

Anlaşmanın öngörülen yeknesak bir biçimde uygulanabilmesi için, anlaşmanın yorumlanması konusunda bazı prensiplere ihtiyaç duyulmuştur. Bu konu, anlaşmanın 7. maddesinin 1. fıkrasında 3 ana ilke olarak düzenlenmiştir.

Anlaşmanın milletlerarası niteliği

Antlaşmanın yeknesak uygulanması hedefi

Milletlerarası ticaretteki dürüstlük kuralı

Maddede Antlaşma’nın yorumlamasında dikkat edilmesi gereken ilkelere özellikle değinilmesine rağmen, herhangi bir yorum yöntemlerine yer verilmemesinden dolayı bu hususta serbesti bulunmaktadır. Ancak bu yorum yöntemlerine ayrıca somut antlaşma özelinde daha sonra değinilecek olup, öncelikle üç temel ilkenin açıklanması önem arz eder.

A. Antlaşmanın Yorumlanmasında Temel İlkeler

Antlaşmanın Milletlerarası Niteliği

Antlaşmanın milletlerarası niteliğinin dikkate alınması ve yeknesak bir uygulamanın sağlanması gerekliliği, aslında CISG m. 7/I hükmüne dayanarak yorumun otonom olarak yapılmasına ve terimlerin anlamının belirlenmesinde belirli ulusal hukuklara başvurulmamasına işaret etmektedir. İçtihatlar da bu yöndedir. Otonom yorumlanma ilkesinden anlaşılması gereken, ulusal hukuka ilişkin ön bilgilerden arınmış bir suretle kelimenin anlamı ve milletlerarası niteliğinin göz önünde bulundurularak yorumlama faaliyetinin yapılmasıdır. Anlaşılacağı üzere bu antlaşmanın hükümleri mümkün olduğunca yeknesak yorumlanmalıdır. Çünkü taraf devletlerin iç hukuklarında kullanılan kavramlar birbirlerinden önemli ölçüde ayrışabilir. Antlaşmanın yorumu için iç hukukta yer alan ilkeler kriterler ve kavramlara başvurmak, bu antlaşmanın nihai hedefi olan yeknesak bir düzenin sağlanabilmesi için mümkün gözükmemektedir. Bu sebeple, Antlaşma’da geçen “işyeri”, “mal”, “esaslı ihlal”, “makul süre” gibi kavramların, ulusal hukuklardaki karşılıklarıyla aynı anlama sahip olduğu varsayılmamalıdır. CISG'ın ulusal hukuk sistemlerinden etkilenmiş olmasına rağmen milletlerarası seviyede düzenlenmiş bir hukuki metin olduğu gerçeği hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Fakat özellikle Antlaşmanın yeni uygulanmaya başladığı Türkiye gibi Devletlerde mevzubahis otonom yorum ilkesinin uygulanması bahsinde zorluklar yaşanmaktadır. Yargıtay uygulamalarına bakıldığı zaman Türk Borçlar Kanunu’na atıf yapmak suretiyle iç hukuk kuralları uyarınca uyuşmazlıkları yorumladığı görülmektedir.

Tabii bu otonom yorumlama ilkesi mutlak olarak değerlendirilmemelidir. Antlaşmanın hazırlık aşamasında elbette ki üzerlerinde mutabakat sağlanan ulusal hukuk kuralları, kavramları ve ilkeleri de etkili olmuştur. Örnek olarak CISG m. 7/2’de “milletlerarası özel hukuk” ifadesi kullanılmaktadır. Burada Antlaşmanın doğrudan iç hukuka bir göndermenin yapıldığından, artık otonom yorumdan söz etmek mümkün değildir.

Antlaşmanın Yeknesak Uygulanması Teşviki

Anlaşmanın yeknesak uygulanması, antlaşmanın otonom yorumlanması ile birbirini tamamlar niteliktedir. Her ikisi de antlaşmanın yeknesak uygulanması hedefine hizmet etmektedir. Bu ilke, antlaşmanın uygulanmasında alınan çözümlerin taraf olan diğer ülkelerde de kabul edilebilir nitelikte olması anlamına gelir. Bu, antlaşmanın tutarlı bir şekilde yorumlanıp uygulanmasıyla diğer ülkelerde de aynı şekilde kabul görmesini sağlar. Diğer yandan antlaşmanın yeknesak uygulanması hedefine ulaşabilmek için taraf devletlerin birbirlerinin uygulamalarına dikkate alması gerekmektedir. Dolayısıyla antlaşmanın uygulanmasına ilişkin kararların bulunduğu internet veri tabanlarına bakılabilir.

Milletlerarası Ticaretteki Dürüstlük Kuralı

Dürüstlük ilkesi, ticaret hukukunun en temel ilkelerinden biri olmasına rağmen, Antlaşmanın hazırlanması sürecinde bu ilkenin belirsiz bir içeriğe sahip olması ve dolayısıyla hukuki belirsizliğe yol açabileceği endişesi dile getirilmiştir. Bu belirsizlik ve olası hukuki güvensizlik, sözleşmenin amacına aykırı olabileceği düşünülerek, bazı kesimlerce Antlaşmanın yorumlanmasında dürüstlük ilkesine başvurulmaması savunulmuştur. Ancak, bu tartışmalara rağmen, dürüstlük kuralı Antlaşma'da yer almıştır. Ancak ifade etmek gerekir ki burada ki "dürüstlük kuralının" anlamlandırılması bakımından, ulusal hukukların kavramlarıyla bağlı olunmaması gerekmektedir. Bu görüşe aksi bir örnek olarak ise, Oberlandesgericht München tarafından verilen 15.09.2004 tarihli kararda, CISG öngörülen "milletlerarası ticarette dürüstlük kuralının korunması" kıstasının, Anlaşmaya taraf ülkelerin hukuk sistemlerinde yerleşmiş dürüstlük kuralına ilişkin ilkelerin dikkate alınması gerekliliği belirtilmiş ve ‘çelişkili davranış yasağı’ ilkesine başvurularak sözleşmenin ifasını kesin olarak reddetmesi sebebiyle satıcının, alıcı tarafından sözleşmenin ortadan kaldırılma beyanı yapılmadığı gerekçesine dayanamayacağına karar verilmiştir.

Önemli bir nokta olarak, dürüstlük kuralının Antlaşma'nın 7. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında boşluk doldurmada önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Bu ilke, sözleşme hükümlerinin yorumlanması sürecinde boşlukların doldurulması ve tutarlı bir uygulamanın sağlanmasına katkıda bulunabilmektedir.

B. Yorum Metodları

Esasen Antlaşma metninde belirli bir yorum yöntemlerine atıf yapılmadığından, yorum metodları hususunda bir serbesti söz konusudur. Bu durumda, ulusal yorum metodları antlaşmanın yorumlanmasında bir rehber olarak kullanılabilir. Ancak burada otonom yorumlaması ilkesi gereği, Antlaşma’nın taraf olduğu devletlerdeki uygulamaların dikkate alınması gerekliliği unutulmamalıdır.

Lâfzî Yorum

Lâfzî yorum, kuralların kelime anlamıyla değerlendirildiği bir yorum yöntemidir. Antlaşmanın yeknesak uygulama hedefinin gerçekleştirilmesi gereği ilkin lâfzî yorum metoduna başvurulmalıdır. Bilindiği üzere antlaşma 6 farklı dilde kabul edilmiştir. Lafzi yorum kapsamında herhangi bir şüpheye düşüldüğü takdirde gerek Antlaşma’nın hazırlık aşamalarında gerek konferansta ağırlıkta kullanılan dilin İngilizce olması sebebiyle esas alınması gereken İngilizce metindir.

Tarihsel Yorum

Lâfzî yorum metodu her zaman makul bir sonuca ulaştırmayabilir. Bu nedenle, yorum yapılacak ifadenin tarihsel arka planına bakmak önemlidir. Esasen tarihsel yorum metodu ilgili hükmün meydana getirildiği sırada ki iradesini inceler. Tarihsel yorum metodu çerçevesinde hükmün ifadesini anlamak için o dönemdeki koşullar, antlaşmanın oluşturulma süreci ve konferansa ilişkin taslaklar gibi diğer ilgili belgelerin incelenmesi söz konusu olabilmektedir.

Sistematik Yorum

Sistematik yorum, bir hükmün yer aldığı bölümü, diğer maddelerle ilişkisini ve ilgili metnin genel yapısını dikkate alarak yapılan bir yorum metodudur. Esasen Antlaşmanın farklı maddeleri arasındaki ilişkiyi, genel amacını ve bütünlüğünü kavramak, kısacası, sistematik yorum metodu antlaşmanın otonom yorumlanmasına hizmet etmektedir.

CISG KAPSAMINDA BOŞLUK DOLDURMA

Antlaşmanın 7 maddesinin 2. fıkrasında boşluk doldurma düzenlenmiştir. Buna göre, ‘‘ Bu Antlaşmada düzenlenen konulara ilişkin olup Antlaşmada açıkça cevaplanmamış sorular Antlaşmanın temelinde yatan genel ilkelere veya bu tür ilkelerin mevcut olmaması halinde milletlerarası özel hukuk kuralları uyarınca uygulanması gereken hukuka göre çözümlenir.’’

Antlaşma, milletlerarası satım hukukunu yeknesak bir düzenleme altında birleştirse de, bazı konular açıkça kapsam dışında bırakılmıştır (harici boşluklar). Bununla birlikte, Sözleşme kapsamına girmesine rağmen düzenlenmeyen konular da mevcuttur (dahili boşluklar).

A. Düzenlenmeyen Hususlarda Boşluk Doldurma (Harici Boşluklar)

Mevcut sorun, sözleşmede düzenlenmeyen bir hususta ise burada harici boşluk (externe Lücke) vardır. Bu durumda milletlerarası özel hukuk kurallarına yapılan atıf sebebiyle hangi taraf devletin hukuku uygulama alanı bulacaksa, o hukuk sistemine göre mevzubahis boşluk doldurulmalıdır. Bu kapsamda antlaşma metninde bulunan boşluklara örnek olarak sözleşme konusu malın sebep olduğu cismani zarar veya ölümden dolayı sorumluluk gösterilebilir.

B. Düzenlenen Konularda Boşluk Doldurma (Dahili Boşluklar)

Antlaşmanın kapsamında olmakla birlikte açıkça düzenlenmemiş hususlardaki boşluklara dahili boşluk (interne Lücke) denir. Bahsi geçen boşluk, ilkin Antlaşmada zikredilmiş olan temel ilkelerle doldurulmaya çalışılmalıdır. Şayet mevzubahis boşluk bu temel ilkelerle doldurulamıyorsa, son çare (ultimo ratio) olarak ancak milletlerarası özel hukuk kurallarına başvurulması gerekmektedir. Bahsi geçen temel ilkelere örnek olarak Madde 6 kapsamında tarafların iradesinin önceliği, Madde 11 kapsamında sözleşme ve şekil serbestisi, ve Madde 77 kapsamında zararın azaltılması ilkesi gösterilebilir. Değindiğim gibi, bir dahili boşluğun varlığı halinde ilkin başvurulması gereken araç Antlaşmanın hükümlerinin içerdiği ilkeler olup, ikincil olarak ancak milletlerarası özel hukuk kurallarına gidilebilmelidir.

Bu kapsamda bir örnek olarak Antlaşmanın 78. maddesinde bahsi geçen faiz hususu gösterilebilir. Esasen bu madde kapsamında faize hak kazanılacağı hükme bağlanmış olmakla birlikte ne oranda faiz uygulanacağına ilişkin düzenleme mevcut değildir. İlkin Antlaşma’nın temelinde yatan bir ilke olup olmadığına bakılmalıdır. Ancak doktrindeki çoğunluk görüşü faize ilişkin genel ilke olmadığını ifade etmektedir. Bu noktada ilgili fıkrada ifade edildiği gibi faiz oranını belirlemek için milletlerarası özel hukuk kurallarına gidilmesi gerekmektedir.

İRADE BEYANLARININ VE DAVRANIŞLARIN YORUMU

CISG m.8 hükmü ile, taraf beyan ve diğer davranışlarının yorumlanması suretiyle, sözleşmenin kurulmuş olup olmadığı ve kurulmuş olan sözleşmenin içeriğinin neleri kapsadığı veyahut başkaca hususlarda önem arz edebilecek noktaların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Madde metninin Türkçe çevirisi aşağıdaki gibidir:

‘‘ (1) Bu Antlaşmanın amacı çerçevesinde taraflardan birinin beyanları ve diğer davranışları onun iradesine uygun olarak yorumlanır, yeter ki karşı taraf bu iradeyi bilsin veya bilmemesi mümkün olmasın.

(2) Eğer fıkra 1 uygulanamıyorsa, taraflardan birinin beyanları ve diğer davranışları, karşı taraf ile aynı konumda makul bir kişinin aynı koşullarda bunlara vereceği anlama göre yorumlanır.

(3) Taraflardan birinin iradesini veya makul bir kişinin anlayışını tespit edebilmek için özellikle taraflar arasındaki sözleşme görüşmeleri, aralarında oluşmuş alışkanlıklar, teamüller ve tarafların sonraki davranışları da dahil olmak üzere olayın ilgili tüm koşulları dikkate alın ır. ’’

İlgili madde okunduğunda ilk göze çarpan nokta, taraf beyanları ve diğer davranışların yorumlanmasında, karşı tarafın bilmesi şartıyla, beyan ve diğer davranış sahibinin iradesinin esas alınacağı düzenlenmiştir. Bu hükme göre, muhatabın, beyan ve diğer davranış sahibinin iradesini bilmemesi durumunda, makul bir kişinin aynı koşullarda bu beyan ve diğer davranışa yükleyeceği anlam geçerli olacağıdır. Maddenin fıkraları arasındaki sıralama ise mühimdir; öncelikle irade ilkesine uygun olarak sübjektif bir yöntem uygulanacak, bu yöntemle yorum yapılamadığı takdirde ise güven ilkesine dayalı objektif bir yönteme başvurulacaktır. Görüldüğü gibi tarafların irade açıklamalarının ve davranışlarının açık olmadığı halde, CISG m. 8 hükmü ilgili hususların yorumlanması için genel ilkeler içermektedir. Öncelikle hangi yorum yöntemlerine başvurulacağına değinilecek olup daha sonrasında ise yorumlama faaliyeti esnasında dikkate alınacak yorum araçları açıklanacaktır.

CISG m.8 hükmünün ulusal hukuklar karşısındaki konumu husus doktrinde tartışmalıdır. İlgili açıklamalara geçmeden önce söz konusu tartışmaya yer vermek gerekir. Antlaşma’nın, getirdiği bu hüküm ile, taraf iradelerinin belirlenmesi ve sözleşmenin yorumlanması bakımından ulusal hukukların yorum ilkelerine başvurulması yolunu kapattığı ve bu hükmün getirdiği düzenlemeye göre yorum yapması gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak dile getirilmektedir. Diğer yandan, CISG m.8'in emredici bir hüküm olmadığı ve tarafların bu hükmün uygulanmasını kararlaştırabilecekleri de ifade edilmektedir. Bununla birlikte, bazı görüşlere göre, bu hükmün, sözleşmelerin yorumu için önerilen diğer ilkeleri tamamen ortadan kaldırdığı düşünülmemelidir. Çünkü 8. madde, CISG’ın uygulandığı sözleşmelerin yorumunu düzenlemiş olsa da ilkelerle birlikte bütüncü olarak yorum faaliyeti yapılması gerekmektedir. Bu tartışma bağlamında Işıl Ergeç’e katılmaktayım. Fikrimce, CISG bakımından, diğer maddelerde olduğu gibi m.8’de de, ulusal hukuktan öncelikli olarak uygulanmalıdır. CISG’ın uygulanacağı satım sözleşmeleri bakımından, m. 8’in ulusal hukuklardaki yorum ilkelerini bertaraf ettiği kabul edilmelidir.

A. Uygulanacak Yöntemler

Subjektif Yorum Yöntemi

Antlaşma'nın 8. maddesinin ilk fıkrasına göre, tarafların iradelerinin belirlenmesinde kişinin sözlü ya da davranışsal ifadeleri temel alınır. Bu hükmün geçerliliği için, karşı tarafın bu iradeyi bilmesi veya bilmemesinin olağan olmaması durumda olması gerekir. Bu hüküm, tarafların beyanları ve diğer eylemleri, bir sözleşmenin kurulup kurulmadığını anlamak için yorumlanabileceği gibi, bir kez kurulmuş bir sözleşmenin içeriğini belirlemede de pek tabi kullanılabilir. Maddenin ilk fıkrası her türlü beyan ve davranışa değil, karşı tarafın bildiği veya bilmemesinin mümkün olmadığı beyan ve diğer davranışları hüküm altına almıştır. Bu açıklama uyarınca subjektif yorum metodunun açıklanması gerekir.

Muhatabın, beyan ve diğer davranışta bulunan tarafın gerçek iradesini bilmesi halinde, adeta “iradelerin sübjektif buluşmasının” (“subjective meeting of the minds”) söz konusu olduğu ifade edilmiştir. Buradan doğrudan kati bir karşılıklı anlama söz konusu olduğundan taraflar için bağlayıcıdır. Bu kapsamda ‘‘falsa demonstratio non nocet’’ hususuna değinilmesi de önem arz eder. Burada bilindiği üzere tarafların uyuştukları bir hususta yanlış bir adlandırma yapmaları mutabık kalınan şeyi değiştirmemektedir. Bu kapsamda Alman Hukukunda verilen meşhur örneğe, hususun pekiştirilmesi için yer vermekte fayda vardır. Buna göre, iki Norveçli balık tüccarının, Türkçede "köpek balığı eti" anlamına gelen "Haakjöringsköd" satımı üzerinde anlaşmalarına karşın bu sözcüğü "balina eti" anlamında kullanmaları halinde, satım konusu balina eti olarak belirlenmiştir. İlgili sözleşme yanılma hükümleri çerçevesinde iptal edilebilir nitelikte değildir çünkü tarafların subjektif iradesi uyuşmaktadır.

Maddenin ilk fıkrası kapsamında ele alınan ikinci hal ise, muhatabın, beyan ve diğer davranışta bulunan diğer tarafın gerçek iradesini bilmemesinin mümkün olmamasıdır. Karışıklık yaşanmaması açısından baştan ifade edilmesi gerekir ki, muhatabın karşı tarafın gerçek iradesini bilmemesi hali objektif yorum yöntemi altında ele alınmaktadır. Şayet taraf açısından, muhatabın gerçek iradesini bilmemesinin mümkün olmadığı bir durum söz konusu ise gerekli özen gösterilmediği için beyan sahibinin subjektif iradesi ile bağlı olacaktır. Bu bağlamda iradenin bilmemesinin mümkün olmaması halinin, Antlaşma açısından ağır ihmal niteliğinde olduğu ifade edilmektedir.

Muhatabın beyan edilen iradeyi bildiğini veya bilmemesinin mümkün olmadığını ispat yükü, beyan sahibinin kendisi üzerine düşmektedir. Bilindiği üzere ispat hukukunun en temel ilkesi iddia edenin bunun ispat etmesi gerekliliğidir. Ancak tahmin edilebileceği üzere bu hususların ispatı oldukça güç olacaktır. Bu sebepledir ki uygulamaya bakıldığında doğrudan objektif yorum yöntemine başvurulduğu görülmektedir.

Objektif Yorum Yöntemi

8. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, muhatabın, söz konusu beyanı, beyan sahibinin gerçek iradesinden farklı anlamakta haklı olduğu kabul edilebilmekte ise, objektif yorum yöntemi kullanılacaktır, yeter ki muhatap gerçek iradeyi anlamak için gerekli özeni göstermiş olsun. Bu fıkranın lafzından da anlaşılabileceği üzere objektif yorum yöntemi kapsamında güven teorisi esas alınacaktır. Bu kapsamda makul bir kimsenin, muhatap yerinde olduğu varyasyonda nasıl anlayacağı irdelenecektir. Burada değinilen makul kimse, farazi bir kişilik olup herhangi biri değil aksine muhatap ile aynı konumda olan kişi olduğu göz önünde bulundurularak yorumlama faaliyeti gerçekleştirilecektir.

Bu kapsamda değinilmesinde fayda olacak bir nokta da contra proferentem ilkesidir. Objektif yorum ilkesinin hukuki temeli, bu ilkeye dayandırılmaktadır. Mevzubahis ilke, açıklığı bulunmayan ifadelerin düzenleyen kişinin aleyhine yorumlanmaması gerekliliğini ifade eder. Tabi bu ilke mutlak nitelikte olmamakla beraber, kişi makul bir kişi ile kıyaslandığında iradenin anlaşılmadığı ve kendisi üzerine düşen özeni gösterdiği takdirde uygulanacaktır.

B. Dikkate Alınacak Yorum Araçları

Dikkate alınması gereken yorum araçları aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu yorum araçları hem subjektif yorum yöntemi hem de objektif yorum yöntemi kapsamında kullanılacak genel araçlardır. İfade edildiği gibi özellikle taraflar arasındaki sözleşme görüşmeleri, aralarında oluşmuş alışkanlıklar, teamüller ve tarafların sonraki davranışları da dahil olmak üzere olayın ilgili tüm koşulları dikkate alınacaktır. Bu araçların teker teker açıklanması sözleşmenin yorumlanmasının en doğru biçimde gerçekleştirilmesi açısından önem arz eder.

1. Tarafların Sözleşme Görüşmeleri Ve Özellikle Parol Evidence İlkesi

Sözleşme görüşmeleri, tarafların sözleşme oluşturmayı amaçladıkları müzakereleri, yazışmaları ve her türlü diğer iletişim araçlarını içermektedir. Esasen bu görüşmeler ilkin, sözleşmenin kurulup kurulmadığı hususunda yapılacak tespit açısından önem arz eder.

Bu başlık altında, CISG’ın parol evidence ilkesi ile ilişkisine özel olarak yer vermek gerekmektedir. Parol evidence ilkesi, common law temelli olup, taraflar arasındaki anlaşmanın yazılı metne döküldüğü hallerde, bu sözleşme metninin dışında başka ispat araçlarının ( extrinsic evidence ), sözleşmenin yorumlanmasında dikkate alınmamasını ifade eder. CISG Danışma Konseyi ise bu hususta verdiği bir görüşünde, bu ilkesinin Antlaşma sistemine bilinçli olarak dahil edilmemiş olduğunu ifade etmiştir. Böylece, CISG’ın kapsamında olan sözleşmeler yorumlanırken, sözleşme metni dışında kalan ve hatta bu metinle çelişen her türlü taraf beyan ve diğer davranışına başvurmak mümkündür.

2. Taraflar Arasında Oluşmuş Alışkanlıklar

Fıkrada değinilmiş olan bir diğer yorum aracı taraflar arasında oluşmuş alışkanlıklardır. Bu kapsamda tarafların daha önceki sözleşmelerinde karşılıklı yüklenmiş oldukları hususlar göz önünde bulundurularak yorum faaliyeti gerçekleştirilebilecektir.

3. Teamüller

Teamüller, yorum aracı olarak fıkra hükmünde sayılmış olmakla birlikte ilkin teamül ifadesinden ne anlaşılması gerektiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Antlaşma’nın teamüllere ilişkin asıl hükmü, 9. maddesidir. İlgili maddenin ikinci fıkrasına göre, aksi kararlaştırılmadıkça, tarafların bildiği veya bilmesi gerektiği ve milletlerarası ticarette aynı tür sözleşmeleri ilgili ticari branşta akdedenler tarafından yaygın olarak bilinen ve düzenli olarak uygulanan teamüllerin sözleşmelerine ve sözleşmenin kurulması aşamasına uygulanmasını zımnen kabul ettikleri varsayılır. Doktrinde, madde 8'de ifade edilen teamül teriminin, yalnızca madde 9'da belirtilen koşulları sağlayan teamüller mi, yoksa herhangi bir türdeki teamüller mi olduğu konusunda bir tartışma bulunmaktadır. Değindiğim üzere madde 8 fıkra 3 kapsamında yorum araçları, hem subjektif hem de objektif yorum yöntemi için öngörülmüştür. Bu sebeple kanaatimce, sadece madde 9’da geçen teamüllerin yorum aracı olarak kabul edilmesi sözleşmenin yorumlanması kapsamını daraltacak surette olup ilgili araçların tanınmasının mantığı ile bağdaşmamaktadır.

4. Tarafların Sonraki Davranışları Ve Özellikle Çelişkili Davranma Yasağı

İlgili fıkra bir başka yorum aracı olarak tarafların sonraki davranışlarına yer vermiştir. Esasen bu yorum aracının yer verilmesi ile birlikte sözleşme hukukunun en temel prensiplerinden biri olan çelişkili davranma yasağı ( venire contra factum proprium ) öngörülmüş bulunmaktadır. Buna göre, bir davranışta bulunan taraf, daha sonrasında sözleşmede bu davranışına uygun olmayan bir düzenlemenin olduğunu iddia edemez. Özellikle, tarafların sözleşme ile bağlanmış olup olmadıklarının tespiti bakımından, sonraki davranışların incelenmesi önemli olabilmektedir. Örnek olarak, içinde belirli bir sözleşmeye atıfta bulunulan faturaları kabul eden tarafın, söz konusu sözleşme ile bağlanma iradesinin varlığı sonucuna ulaşılacaktır.

5. Olayın İlgili Tüm Koşulları Ve Özellikle Susma

Fıkra lafzında geçen bu ifade ile anlatılmak istenen, CISG’a tabi bir sözleşmenin yorumlanması çerçevesinde olayım tüm hal ve şartlarının bütüncül olarak dikkate alınacağıdır. Buradan anlaşılacağı üzere öncesinde değinilen yorum araçları tahdidi ( numerus clausus ) nitelikte değil örnek maksadıyla sayılmıştır.

Bu kapsamda ‘‘susma’’ özelinde bir açıklama yapmak gerekmektedir. Antlaşma'nın 18. maddesi kapsamında susmanın tek başına bir irade beyanı olarak kabul edilmeyeceğini özellikle belirtilse de, belirli durumlar göz önüne alındığında susma irade beyanı olarak değerlendirilebilir. Özellikle somut olay özelinde susma eylemsizliği taraflar arasında oluşmuş bir alışkanlık olarak karşımıza çıkabilmesi olasıdır.

SONUÇ

Uluslararası ticaretin, farklı hukuk sistemlerinin iç içe geçmesi niteliği sebebiyle çeşitli uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Bu makale, CISG'ın ulusal hukuk sistemleri ile etkileşimini inceleyerek, uluslararası ticaretin tutarlılığını sağlamak adına atılacak adımları göstermekte ve antlaşmanın belirsizliklerine ışık tutmaktadır. CISG madde 7 hükmü kapsamında Antlaşmanın ve madde 8 hükmü kapsamında taraf beyanlarının ve davranışlarının esas alınarak sözleşmelerin yorumlanması hususunda temel ilkeler sunmaktadır. Bu ilkeler, uluslararası ticarette yeknesak bir yaklaşımın benimsenmesini amaçlamaktadır.

Antlaşmanın yorumlanması sürecindeki anahtar noktaların başında kanaatimce otonom yorumlama ilkesi gelmektedir. Bu ilke, ulusal hukuk sistemlerine başvurmak yerine antlaşmanın kendi terminolojisi ve uluslararası niteliği doğrultusunda yorum yapılmasını öngörmektedir. Boşluk doldurma süreci kapsamında ise harici boşluklar, milletlerarası özel hukuk kurallarına dayanarak çözülürken, dahili boşluklar temel ilkeler ve antlaşmanın genel ilkelerine dayalı olarak ele alınmaktadır.

Antlaşmanın 8. maddesi, taraf beyanlarının ve davranışlarının yorumlanması konusunda temel bir çerçeve sunmaktadır. Bu madde, tarafların gerçek iradelerini belirlemek için subjektif ve objektif yorum yöntemlerini içermekte ve sözleşmelerin yorumlanmasında dikkate alınacak araçları ortaya koymaktadır. Subjektif yorum yöntemi, tarafların gerçek iradelerine dayanır. Bu yorum yöntemine ilkin başvurulacak olup, karşı tarafın bu iradeyi bilmesi veya bilmemesinin mümkün olmaması aranacaktır. Muhatabın beyan sahibinin gerçek iradesini bilmemesi durumunda ise objektif yorum yöntemine başvurulur. Bu kapsamda güven teorisi önem arz eder. Bu yaklaşımlar, sözleşmelerin kuruluşu ve içeriğinin belirlenmesinde önemli bir role sahiptir. Sözleşmelerin yorumlanmasında dikkate alınacak araçlar arasında ise, sözleşme görüşmeleri, alışkanlıklar, teamüller ve sonraki davranışlar önemli rol oynar. Sayılan araçlar tahdidi değildir, esasen tüm diğer hal ve şartlar dikkate alınacaktır. Bu araçlar, subjektif ve objektif yorum yöntemlerine rehberlik etmektedirler.

KAYNAKÇA

ATAMER, Yeşim M.: Uluslararası Satım Sözleşmelerine İlişkin Birleş- miş Milletler Antlaşması (CISG) Uyarınca Satıcının Yükümlülükleri ve Sözleşmeye Aykırılığın Sonuçları, İstanbul, Beta Basım Yayım Dağıtım, 2005.

Bianca, C. M. (Ed.)/ Bonell, M. J. (Ed.), Commentary on the International Sales Law: The 1980 Vienna Sales Convention, Milan, Giuffrè, 1987.

CISG-Online No: 1

CHAN, Leng Sun: “Interpreting an International Sale Contract, Celebrating Success: 25 Years United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods, (Collation of Papers at UNCITRAL -- SIAC Conference 22-23 September 2005, Singapore), Singapore International Arbitration Centre.

Çalışkan, Yusuf: Uluslararası Satım Hukukunda Kanunlar İhtilafı Meseleleri, İstanbul, 2014.

Ergeç, Işıl "Türk Hukuku İle Karşılaştırmalı Olarak Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG) Uyarınca Sözleşmenin Yorumlanması." İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2015.

FERRARI, Franco: “Interpretation of Statements: Makale 8”, The Draft UNCITRAL Digest and Beyond: Cases, Analysis and Unresolved Issues in the U.N. Sales Convention, Ed. Franco Ferrari/Harry Flechtner/Ronald A. Brand, München, Sellier, European Law Publishers, 2004.

HONNOLD, John O.: Uniform Law for International Sales under the 1980 United Nations Convention, 3. bs., The Hague, Kluwer Law International, 1999.

Joseph Lookofsky, “The 1980 United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods”, International Encyclopaedia of Laws – Contracts, Suppl. 29, Ed. Jacques Herbots, The Hague, Kluwer Law International 2000.

Kröll, Stefan (Ed.)/ Mistelis, Loukas (Ed.)/ Viscasillas, Pilar Perales (Ed.), UN Convention on Contracts for the International Sale of Goods (CISG), München, C.H.Beck - Hart - Nomos, 2011.

Öner, Özlem. “Viyana Satım Sözleşmesi'nin Uygulama Alanı, Yorumlanması ve Bağlayıcılığı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2017.

Peter Huber, “Some Introductory Remarks on the CISG”, Internationales Handelsrecht, S.6, Sellier, European Law Publishers, 2006.

Sarıkaya, Murat. "Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG) Kapsamında Sözleşmenin Esaslı İhlali.’’, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2013.

SCHLECHTRIEM, Peter: Uniform Sales Law: The UN-Convention on Contracts for the International Sale of Goods, Vienna, Manz, 1986.

SCHLECHTRIEM/BUTLER: UN Law on International Sales: The UN Convention on the International Sale of Goods, Berlin/Heidelberg, Springer- Verlag, 2009.

SCHMIDT-KESSEL, Martin: Schlechtriem/Schwenzer: Commentary on the UN Convention on the International Sale of Goods (CISG), Ed. Ingeborg Schwenzer, [Kıs. Schlechtriem/Schwenzer (Schmidt-Kessel)], 3. bs., Oxford, Oxford University Press, 2010.

Smythe, Donald J. "Reasonable Standards for Contract Interpretations under the CISG." CWSL Scholarly Commons, 2016.

Tarman, Zeynep Derya :Viyana Satım Antlaşmasını Uygulamak veya Uygulamamak (CISG’ın Uygulama Alanı), İstanbul, 2015.

Toker, Ali Gümrah, 11 Nisan 1980 Tarihli Uluslararası Taşınır Mal Satımına İliŞkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin (Viyana Sözleşmesi) Uygulama Alanı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2005.

TREITEL, Guenter H.: The Law of Contract, Ed. Edwin Peel, 13. bs., London, Sweet&Maxwell, Thomson Reuters, 2011.

ZEYTİN, Zafer: Milletlerarası Mal Satım Sözleşmeleri (CISG) Hukuku, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2019.